“Hiçbir Türk’ün alnında esaret damgasını taşımaya tahammül edeceğini zannetmem.”
                                                                                                          Çİ-Çİ HAN

       Bu sözü Çiçi Han; (ismi Çin kaynaklarından alındığı için böyledir) M.Ö. 50′li yıllarda söyledi. Yani tam 2050 yıl önce.. Türk’ün Başbuğu, önderi her zaman milletinin çıkarlarını gözetti. Gerekirse kanını, canını verdi. Nitekim Çiçi Han ve mahiyetindeki kadınlı erkekli 1518 kişi Türk ilinin her köşesinde düşmanla çarpışarak canlarını ülkelerine feda ettiler. Ruhları şad olsun!

      En az 2500 senelik bir maziye sahip olan Türk milletinin şimdiki önderleri ne durumda peki?..

      Bu yazımızın konusu budur.

* * *

     Malumunuz üzere 22 Temmuz 2007 genel seçimleri, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Akp’nin CHP’nin itirazlarına rağmen bütün milletvekilleri ile Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçmesi; akabinde “367 milletvekili şartı” sebebiyle  CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurması ve yapılan seçimin iptal olması neticesinde gerçekleştirildi.

    Akp bunun üzerine “dindar Cumhurbaşkanı seçtirmediler” diyerek medya desteği ile yoğun bir kampanya başlattı. Vatandaş için işsizlik veya Türkiye’nin başka sorunları önemli değildi. Önemli olan CHP’nin “dindar Cumhurbaşkanı” seçtirmemesi, haksızlık yapılmasıydı! Nitekim seçimlerden yüzde 47 ile Akp 1. parti çıktı!

    Akp yine de gerekli milletvekili sayısına ulaşamamıştı. İmdadına MHP yetişti ve seçimlerde kendi adayını çıkararak Meclis’te bulundu. 367 şartı Meclis’te oylama sırasında 367 vekilin oylamaya katılmasına dayanıyordu. MHP oylamalara katılarak bu şartı gerçekleştirmiş ve Akp’nin “dindar Cumhurbaşkanı adayı” Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı seçilmişti.

* * *

    “Dindar Cumhurbaşkanı” icraatlara başladı ve Köşk’te tanınmış simalara yemekler vermeye başladı.

     PKK’ya destek verdiği için cezaevinde bulunan fakat seçimlere girerek DTP milletvekili olup Meclis’e giren Sabahat Tuncel ve yazdığı “Baba ve Piç” adlı romanda Türklere sözde Ermeni soykırımı iftirasında bulunan Elif Şafak bu konuklardan birkaçıydı!

    * * *

     Türkiye’de Akp’ye oy vermeyen nice vatandaş şöyle bir ithamda bulunur: “Tayyip Erdoğan’ı oraya Amerika getirdi.”

     Bu aksi hiçbir şekilde ispat edilemeyen ve son derece kesin kanıtlara dayanan bir iddiaydı. (Tayyip Erdoğan’ın seçilmeden önce Amerika’ya yaptığı ziyaretler, Akp parti programının CFR adlı yurtdışı menşeili bir oluşum tarafından yazılması vs.)

     Tayyip Erdoğan’ı Amerika getirdiyse eğer Başbakanlığa, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığında da Amerika’nın parmağı gayet tabi bulunabilirdi.

     Abdullah Gül son yaptığı icraatlarla bu tezin gerçekliğini bir kez daha kanıtlamaktadır!

     Geçenlerde Cumhurbaşkanlığı makamında kürtçü Yaşar Kemal’e ödül vermiştir. Abdullah Gül’ün sözlerine dikkat ediniz:

     “Sayın Yaşar Kemal, Homeros’tan Dede Korkut’a, Kürt destanlarından Yunus Emre ve Karacaoğlan’a, Evliya Çelebi’den Sait Faik’e uzanan son derece zengin edebi geleneklerimizi kendi evrensel ve anıtsal eserlerine dönüştürdü…”

     Türk yurdunda, olmayan bir milletin; olmayan destanlarının yazıcısına Türklerin devlet başkanı ödül veriyor!

     Ve hiç kimse bunu yadırgamıyor!

     kürtçe Tv açılıyor, YÖK başkanı “kürt dili ve edebiyatı” bölümünün açılacağını söylüyor, Afyon’da kürtçe eğitim talebinde bulunan üniversite öğrencileri AİHM’e dava açıyor ve haklı bulunuyor, AB ilerleme raporunda kürtçe tv ve Ergenekon davasından memnuniyet duyulduğu belirtiliyor, Cumhurbaşkanı “kürt destanlarından” bahsediyor!

     Bitti mi?

     Ve son olarak şu habere bir bakınız:

     ”Gül, Kuzey Irak yönetiminden ilk defa “Kürdistan bölgesel yönetimi” olarak bahsetti.”

* * *

     Velhasıl ey Türk;

     Yurduna sahip çık, milletine sahip çık; başındaki gafillere uyma, devletine sahip çık!..

      Ve nefesimiz kesilene kadar bağıralım tekrardan: “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”